Hikaye…
“Bir doktor, bir avukat, bir bankacı ve iki müşavir geziye çıkmışlar” diye başladı..
Tam kesintisiz üç gün sürecek ve Şile’den başlayıp, Boğaz’da Paşabahçe’deki kayıkhanemizde sonlanacak zorlu bir tur. İyi hazırlık yapmamız lazımdı. Yalnızca kayak malzemeleri değil ayrıca kamp ve yiyecek içecek malzemeleri de düşünülmesi gerekiyordu.

Turdan Önce….
Tur başlamadan önce Bodeka’nın mail grubunda ihtiyaçlar, ne zaman ve nasıl gidilecek tartışmaları, kim kimi nerden alacak tartışmaları yaşanırken, turun uzun olması, havanın göreceli olarak serin geçiyor olması, tura katılacağını söyleyen Sedat ve Armağan’ın “nezle oldum, üzerimde kırgınlık var” ayaklarına yatarak yan çizmeye başlamalarına neden oldu. Fakat Tarkan hemen olaya müdahale ederek, ben doktorum, ilaçlar candır, merak etmeyin ben size bakarım demesiyle, Armağan ve Sedat’ın bahanelerini silip attı.
Sonuçta planlar netleşti. Cuma akşamı kayıkhanede herkes toplanacak, kayaklar Salih abinin kamyonuna yüklenecek ve Şile’ye akşamdan gidilecek ve ilk gece bir otelde konaklanacak. Bu da bize Cumartesi günü erkenden tura başlamamazı sağlayacak. Fakat, herkes hafta boyunca çalıştığından, tur için gerekli alışverişi nasıl yapılacağı maalesef atlanılmıştı.
Başkan Senem, saat altıdan önce çıkamıyordu. Sedat’ın Maslak’ta, Armağan’ın Ümraniye’de müşteri toplantısı vardı ve kaçta biteceği belli değildi. Alper ise sessiz, ne yaptığı belli değil. Tarkan, uzaklardan kayıkhaneye gelecek. Alışveriş mevzuu halledilememişken, akşam beşe doğru Armağan’ın markete uğrama şansı doğunca, Sedat büyük bir hata yaparak Armağan’a, “sen kendine ne alıyorsan benim için de al dedi” Neden hata olduğunu sonra anlatacağım.

Kamyonetin İçinde Yolculuk…
Vee Paşabahçe’de buluşuldu. Kayaklar kamyona bir güzel yüklendi. Fakat ortada bir sorun var. Tur Şile’de başlayacak, Paşabahçe’de sona erecek. Eğer biz arabalarımızla Şile’ye gitsek, Paşabahçe’ye üç gün sonra vardığımızda oradan geri Şile’ye nasıl gideceğiz? Gitmeye karar verdik diyelim, yorgun argın Paşabahçe’den kalkıp Şile’ye gitmek, büyük eziyet olmayacak mı? Bütün bunlar tartışıldıktan sonra bir hatalı karar daha verildi. Arabalar Paşabahçe’de park edilecek ve herkes kayaklar ile birlikte kamyonetle gidecekti. Tabi, bayanlar kamyonette sınırlı kapasiteli öndeki yerleri kaptılar, erkeklere kamyonetin arkası düştü. Şile yolu erkeklere hiç bu kadar uzun gelmemişti. Her tümsekte Alper, o kocaman cüssesi ile Sedat’ın üzerine çullanıyor ve sonrasında her ikisi de doktor Tarkan’ı eziyordu. Sarsıntı nedeniyle koca Alper’in midesinin bulanması ve kamyoneti durdurup kusmaya çalışması da işin diğer sıkıntılı yanıydı. Sıkıntı Alper’in kusması değil, Sedat’ın üstüne kusma olasılığı idi. Yolculuğun rahatsızlığına bir de kusma stresi eklenmişti.
Neyse, sonunda bir gözleme molasından sonra gecenin bir vakti vardık otelimize…Kayakları güç bela indirdik ve kayıt olmak üzere resepsiyona geldik. Tam herkes yataklarını düşlemeye başlamışken, birden Sedat otelciler ile didişmeye başladı. Tartışma nerden çıktı bilinmez ama sonu kötüye gidiyordu. Adamlar bizi otele almama, koca deniz kayakları ile soğukta ortada kalma ihtimali vardı ama Sedat’ın kaprisleri bitmiyordu. Neyse, bir orta yol bulununca ortam toparlandı ve herkes mutlu mesut odalarına en sonunda dinlenmeye çekildi.

İlk Gün…
Sabah’ın erken saatlerinde uyanıldı ve denize açılmak için hazırlıklar yapılmaya başlandı. Turda kamp malzemelerinin de taşınmak zorunda olması hazırlık sürecini ister istemez daha uzatıyordu. Herkes oldukça heyecanlı, biraz da endişeli idi… Karadeniz’in sağı solu belli olmazdı. Herkesin kafalarında üç gün sürecek yolculuğu tamamlayabilecek miyiz sorusu ister istemez yer alıyordu. Nedense yaz aylarında Şile’de ölenleri hatırlıyoruz…

17mayis2014_01

İlk günün sabahı deniz oldukça sakindi. Sohbet ederek denizde yol alıyoruz. İstikametimiz ilk olarak Sahilköy, orada bir yeme ve içme molası verip sonrasında Tarkan’ın bahsettiği ve çok güzel bir koy olduğunu düşündüğümüz Karakiraz’da kamp yapmak istiyoruz. Ama biz yine kamyonetimizin sürücüsü Salih abi’ye, Sahilköy’e nasıl gelmesi gerektiğini öğrenmesini salık vermiştik. Ne olur olmaz, şayet hava ve diğer nedenlerle turu tamamlayamazsak, Sahilköy’de sonlandırıp Paşabahçe’deki kayıkhanemize geri dönebiliriz. Tabi bu bir başarısızlık olacaktı ve kimse istemiyordu. Tahmini yolumuz Sahilköye yaklaşık 13-15 km. Sedat için maalesef bu mesafeler birşey ifade etmiyordu. Onun ölçüsü rutin güzergahımız olan Paşabahçe – Anadolu Kavağı’na kıyasla daha mı uzun yoksa kısa mı olduğu idi…böylelikle ne kadar yorulacağını ölçebiliyordu. Senem, hiç durmadan Paşabahçe’den Anadolu Kavağı’na gidip ve geri dönmek olarak açıklıyor turun ilk kısmınının uzaklığını… Sedat’ın şimdiye kadar hiç başaramadığı birşey yani…

p5170290

BODEKA’nın ilk defa yaptığı bir parkur olması nedeniyle etraf ilgiyle izleniyor. Uzaktan bakıldığında hiç varılmayacakmış gibi görünen Sahilköy’e gitgide yaklaşıyoruz. Alper’in turdan önce yaptığı hava, rüzgar ve dalga araştırmalarının hepsi doğru çıkıyor. Karadeniz inanılmayacak kadar sakin ve sessiz. Hiç durmaksızın kürek çekiyoruz. Üzerimizde uzun yolun baskısı var ve olabildiğince mesafe katetmek istiyoruz. Tura başladıktan yaklaşık 2,5 saat geçtikten sonra yorgun-argın Sahilköy’ün kumsalına varıyoruz.

p5170282

Sahilköy’de Mola….
Kayaklarımızdan çıktıktan sonra yürümekte bile zorlanıyoruz. Sahilde yalnızca cankurtaranların kulübesi var. Karnımız aç, susuz ve malum ihtiyaçlarımız var. Sahilin arkasında etrafta tek açık market-cafe tarzı bir yer var. Mecburen oraya giderek, karnımızı doyurup biraz dinleniyoruz. Menüde yalnızca tost var, Alper ve Sedat kaşarlı kavurmalı yarım ekmek arası tostlarını göz açıp kapayıncaya kadar midelerine indiriyorlar. Hava sıcak, sahil harika ve etraf çok sakin….İstanbul şartlarında pek bir araya gelmeyen üç özellik…keyfini çıkarıyoruz. Markete gitmeden önce Tarkan rejimde olduğu için kayakların başında beklemeye gönüllü olmuştu. Galiba molayı biraz fazlaca uzattık ve daha önemlisi Tarkan’ı sahilde kayakların başında unuttuk. Tarkan’ın günlük hayatta çok kullandığı “candır” lafı “canınızı okuyacağım”a dönmeden bir panikle tekrar kayakların yanına gidiyoruz. Sahile vardığımızda maalesef dönüşüm gerçekleşmişti…biraz geç kaldık 🙂

Tekrar yola koyuluyoruz… Tarkan candır….

17mayis2014_02

Karakiraz’a Doğru….
Denizde olmak güzel..Ne kadar yorgun olsak bile karada olmaktansa denizde yol almak daha mutluluk veriyor herkese…Sahilköy’den sonra kıyılar gitgide bakirleşiyor. Daha yeşil ve yer yer yüksek kayalıklar kıyı şeridini kumsal ve evlere nazaran daha fazla kaplıyor. Bu durum da gezinin tadını bir kat daha arttırıyor. Yorgunluk arttıkça mesafe tahminleri de kızışıyor. Ne kadar yol aldık, Karakiraz koyuna kaç kilometre kaldı? Deniz, kıyılar ve hava güzel olmasına güzel de belli süre sonra artık takatımız kalmamaya başladı. Yaklaşık 3 saatlik yolculuktan sonra varmak istediğimiz yere yaklaştığımızı sonunda Tarkan müjdeledi… Hedeflenen yerde çok belirgin olmasa bile bazı yapıların olması başlangıçta canımızı sıkmasına karşın, söz konusu yerde Tarkan’ın gözleme olma olasılığından bahsetmesi, aç ve yorgun ekibin gözlerininin parlamasına neden oldu. Kayakları sahile çektik. Sedat ve Armağan hemen tesise doğru koştu. Ama maalesef daha tesis açılmamıştı. 🙁

Karakiraz’da yerleşmeye çalışırken, güneşin yavaş yavaş çekilmesi ile birlikte biraz sertçe ama soğuk bir rüzgar da esmeye başladı. Daha kurumamış olduğumuzdan hepimiz tir tir titriyorduk. Deniz suyu sıcaklığı hala çok düşük olduğundan akşam rüzgarının soğukluk etkisi de artıyordu. Biz bunları düşünürken bir baktık ki Alper suya girmiş, İnanamıyoruz…Üşümemiz bir kat daha arttıyor.

Bodeka Kampta…
Hava kararmadan çadırlarımızı kuralım istiyoruz. Daha kamp ateşi için odun toplamamız gerekli. Kısa bir mıntıka araştırmasından sonra çadır yerine karar verildi ve sonra hızlıca herkesin çadırları yükselmeye başladı. Daha doğrusu Sedat’ın çadırı haricinde herkesin çadırı yükselmeye başladı. Sedat’ın gereksiz karışık kurulumu olan çadırı bir türlü yükselemiyordu. Daha doğrusu kompleks bir çadır ile beceriksiz bir Sedat bir araya gelince işin içinden çıkılamıyordu. Bunu gören bazı fırsatçılar, Armağan, bir takım çıkarlar sağladıktan sonra Sedat’a yardım etme kararı aldı ve kısa zamanda çadır kuruluverdi. Bu iş günün sonunda Sedat’a Kanyon’da bir yemeğe patladı. Bu gezi maalesef Sedat için gittikçe tuzlu olmaya başlıyordu.

Çadırlar kuruldu, odunlar toplanıldı, üst baş değiştirildi ve en önemlisi kamp ateşi yakıldı. Hava değişimi inanılmaz. Öğrendiğimiz kadarıyla Karakiraz’da gündüz 40 derece bile olsa gece iki battaniye ile yatılması gerekiyormuş. Söylenenler gerçek gibi…git gide hava soğuyor ve biz git gide ateşe yaklaşıyoruz.

17mayis2014_03

Sedat’ın Hayalkırıklığı…
Ateş de yakıldıktan sonra, kampın en önemli anı geldi…Deli gibi açız…yemek yiyeceğiz. Alper’in yiyecek çantası kocaman, habire birşeyler çıkarıyor…2’şer kap sarma ve barbunya konserve, sardalya, sucuklar, ekmekler, çikolata ve tatlılar vs. vs… Sedat’ta birşey yok tabi…Armağan kendine ne alıyorsa ona da alacaktı. Peki Armağan ne almış? Paylaşmak üzere bir kap barbunya konserve, Sedat’ın hiç haz etmediği tüp çikolata ve Activa yoğurt…O kadar…Şaka gibi. Ekmekleri ise Şile sahilde kedilere kaptırmış. Sedat beyninden vurulmuşa dönüyor. Hem yorgun, hem soğuktan donmak üzere ve bir de bunların üzerine açlık ekleniyor. Bu gezi onun için yavaş yavaş çin eziyetine dönmeye başlamıştı. Bu durum karşısında Sedat, Alper ile pek iyi geçinemese de yavaş yavaş ona yanaşmaya başladı. Tabi Alper, ben sana demiştim edebiyatına başladı hemen.

Sonuç; Alper, zor da olsa yiyeceklerinin bir kısmını Sedat ile paylaştı. Hatta, Sedat’a ateşte bir dilim sucuk bile pişirdi.

17mayis2014_04

Tarkan’ın Gündoğumu…
Soğuk bir gece olmasına karşın herkes yorgunluktan olsa gerek, derin bir uyku çekti. Tarkan, çadır kurmamıştı ve denize çok yakın, tam kayakların dibinde uyumayı tecih etmişti. Gün ağarmasını müteakip ilk uyanan da kendisi olunca aşağıdaki manzarayı da yalnızca kendisi seyretme ve keyfini çıkarma ayrıcalığına sahip oldu.

17mayis2014_05

Sabah’ın ilk saatlerinde herkes uyandıktan sonra ilk önce kahvaltı faslına geçildi. Armağan her ne kadar akşam yemeği için yoğurt tercih etmiş olsa bile, kampta tek beyaz peynir almayı akıl eden de kendisi idi. Herkes bunun için kendisine müteşekkir oldu. Senem ise emektar Trangia’sında sabahleyin çay yapmayı başardı. Denize karşı, sönmüş ama ısı vermeye devam eden ateşin yanında güzel bir kahvaltı ve sıcak bir çay içmenin keyfi sizlere anlatılamaz.

İkinci Gün…
Kahvaltı sonrası hızlıca toparlanıldı, çadırlar toplandı ve kayaklara tüm malzemeler yerleştirildi. Bu kısımlar gezinin maalesef en can sıkıcı ve meşakkatli yanı…Tekrar yola koyuluyoruz ve hedefimiz Riva…İlk güne nazaran yolumuz daha kısa olduğu düşünülüyor ama konu malum yine tartışmalı…Güzergah daha da güzelleşiyor. Kamp yaptığımız koylardan sonra da güzel ve kamp yapılabilir koylar olduğunu fark ediyoruz. Yol boyunca birkaç mağaraya rastlıyoruz. Biri herkesin ilgisini nedense daha çok çekiyor ve içine girmeye çalışıyoruz fakat mağarada yengeçler farkedilince oradan cevval kayakçılar hızla uzaklaşıyor.

İkinci gün nedense biraz daha laletayn kürek çekiliyor. İlk günün bu turu nasıl tamamlayacağız stresi azalmış durumda ve turun tamamlanacağına ilişkin daha güvenli bir duruş var tüm kürekçilerde…Birkaç saat daha kürek çekiliyor ve Riva’ya varmadan önceki geniş koyların birinde oldukça gürültülü, beş adet gemi ile karşılaşıyoruz. Gürültünün sebebi, denizden kum çekilmesi…Bildiğimiz kadarıyla bu iş yasak ama emin olamıyoruz. Ayrıca, deniz kumunun inşaatlarda kullanılmasının da yasak olduğunu tahmin ediyoruz. Bu kumların kaçak çekilmediğini ve yasal düzenlemelere karşı bir şekilde inşaatlarda kullanılmadığını umut ediyoruz. Hem gürültü hem de kötü görüntüden uzaklaşmak için ve küreklere asılıyoruz ve yaklaşık 45 dakika içersinde bölgeden uzaklaşıyoruz. Sonrasında, Elmas koyu ve karşısındaki güzelim ada karşılıyor bizi. Tahminlerimizden biraz erken varıyoruz Riva’ya…

17mayis2014_06

Büyük Kavga ve Grup İkiye Bölünüyor…:)
Aramızda devam edelim ve Anadolu Fenerinde kamp kuralım tartışmaları yaşanıyor. Son gün yine ilk gün olduğu gibi yaklaşık 22-25 km yolumuz var ve daha da yorgun olacağımızı düşünüyoruz. Alper ve Armağan bu görüşte iken Tarkan ve Senem programa sadık kalma taraftarılar. Gerekçeleri ise Anadolu Fenerinde bir kamp yerinin olup olmadığı konusundaki belirsizlikti. Sedat durumu değerlendirip, Senem’in başkan olması hasebiyle yanında durarak politik bir duruş sergiliyor. Sonuç, Riva’da konaklamaya karar verildi. Tarkan, Riva’da doktorluk görevini icra ettiğinden, bizi gerek yöresinde gerekse evinde çok güzel bir şekilde ağırlıyor. Ekip, Değirmendere’ye de giderek, harika bir mangal partisi gerçekleştirdi. Medeni insanlar gibi yendi, içildi ve konaklandı. Teşekkürler Doktor Tarkan….

Üçüncü Gün….
Sabahın yine erken saatlerinde tekrar denizde idik…Artık son parkura gelindi…Riva’dan ayrılırken kimsenin bu turu tamamlayamayacağını ilişkin bir tereddüdü kalmamıştı artık. Sırt ve bel ağrıları baş göstermişti ama suda olmanın keyfi bu ağrıları bastırmaya yetiyordu.

p5190299

Yunuslarrrrr…………….!!!
Riva’dan hareket ettikten bir süre sonra Armağan’ın ve Senem’in çığlıkları duyuluyor. Yine ne oldu derken etraftaki yunusları fark ediyoruz. Çok yakınlarda yüzüyorlar ve teperinde de martılar uçuçuşuyor. Kimi zaman balıkçıllar da bu gruba ekleniyor. Belli ki herkes bir balık sürüsünün peşinde…Yunuslar bizi pek takmıyor, kimi zaman önümüzde kimi zaman arkamızda kimi zamanda yanımızda yol alıyorlar. Balıklar nerde ise onlar da ordalar. Yunuslar bizi bir süre ciddi oyalıyor. Herkes sağda solda birbirine yunusları gösterirken nasıl olduğunu anlamadan boğazın girişine geliyoruz.

17mayis2014_07

Ucube…..
Anadolu Fenerinden önce girişte muhteşem manzaralı ve çok güzel bir bahçeye sahip bir feneri farkediyoruz. Sonrasında ise meteor çukuru olarak bilinen koya varıyoruz. Bu arada boğaz’a giriş ve boğaz’dan çıkış yapan gemileri de görmeye başlıyoruz. Yunuslar hala etrafımızda, artık onlara alıştık…Alper ve Tarkan meteor çukuru koyunu daha yakından inceliyorlar. Diğerleri ise daha açıktan seyrediyor. Kıyılar, manzara, deniz, hava ve kıyılarda yavaş yavaş yer almaya başlayan yalılar, hepsi çok güzel iken…O da ne!!! Birden birşey karşımıza çıkıyor.
Üçüncü köprünün inşaa edilen ayakları….

p5190318

Üçüncü köprü inşaatını yakından inceliyoruz. Orada çalışan işçiler de bizi inceliyorlar. Karşılıklı yapılan teftişten sonra köprü ayaklarını gerimizde bırakıyoruz. Hemen solumuzda Poyrazköy var. Orada balıkçılarda yemek yeme planımız vardı ama kimse pek istemiyor. Her taraf inşaat izlerini taşıdığı için modumuzu bozacağına inanıyoruz ve zaten kimse de aç değil. Anadolu Kavağı’nda yeme kararı alıyoruz. Bir süre daha kürek çekildikten sonra herkesin gözdesi Keçilik koyuna yaklaşıyoruz. Bir önceki yaz, Bodeka’nın favori koyu idi. İnsanın pek ulaşamadığı yalnızdan denizden erişilebilen, kuşların teslim aldığı küçük sahili olan, yeşili bol, denizi güzel mi güzel koyumuz…

Bodeka Vatanı: Anadolu Kavağı….
Devam ediyoruz… Hedef hala Anadolu Kavağı…Artık tanıdık sulardayız ve bu nedenle daha yaklaşık 15 km yolumuz olmasına karşın turu tamamlamış edasındayız. Gevezelik edip, keyfi bir şekilde seyir halindeyiz. Anadolu Kavağı’nın Karadeniz girişinden yavaş yavaş kavağın restoranlarını yaklaşıyoruz. Hedef tabi ki Bodekalılara % 10 indirim yapan restoran olacak. Ayrıca, bu restoran ıslak ve kılıksız Bodekalılara ses de etmiyor 🙂 Kavağa yanaşıyoruz ve kayakları her zamanki evlerin önlerine çekiyoruz. Evin sahipleri de bize alıştılar artık, ne işiniz var benim bahçemde demek yerine bizle gelip keyifli sohbetler ediyorlar…Restoranda en ön masaya yerleşiyoruz. Biraz kurunuyor ve balıkçı restoran adabına uymayan sırada karmaşık şeyler sipariş ediyoruz. Ama ne olursa olsun hak edilmiş bir yemek…Yemekte ağırlıklı olarak yeni tur ve Bodeka’nın geleceğine ilişkin planlar yapılıyor, fikirler ortaya atılıyor…Güzel hayaller…:)
Tekrar yola koyuluyoruz…

p5190336

Beykoz Çölü….
Artık önümüzde tek bir engel kalmıştı…Armağan’ın söylemiyle BEYKOZ ÇÖLÜ….Beykoz koyu belki de gezimizin en geniş koylarından ve defalarca bu koyda kürek çekildiğinden kimse için ilginç ve cezbedici değil…Buraya varıldığında yalnızca ve yalnızca tur sonlandırılmak isteniyor. Bir de genellikle rüzgara ve akıntıya karşı kürek çekilmek zorunda kalındığından, bu durum koyu daha da sevimsiz kılıyor. Bu nedenle Armağan, koyu çöl olarak adlandırıyor…Ama koyun içine ilerleyerek Paşabahçe’deki kayıkhanemize yaklaşıyoruz. Kayıkhaneye varmadan önce herkes şöyle bir toplaşıyor ve üç günlük zorlu turun sonlandırmanın kutlamasını yapıyor. Senem’in keyfi yüzünden okunuyor, Alper ise “şaka maka sağlam tur oldu” deyip duruyor. Tarkan ise turun fikir babası olarak, herkesin turdan keyif aldığından dolayı çok keyifli…Sedat ise daha önceki fiyaskolarını düşündüğünde bu turu tamamladığına bir türlü inanamıyor. Armağan ise Riva’dan ne çabuk geldik, bir bu kadar yol daha gideriz diyor.

17mayis2014_08

Veee Nihai Hedef….
Ama öyle veya böyle üç günlük tur dile kolay…Tamamlanıyor…Deniz ve hava şartların hepimize yardım ettiği de ortada…Normal bir Karadeniz havasında bu turun tamamlanması bu kadar kolay olmayabilirdi…Sonuç olarak güzel bir yaz başlangıcı oldu. Merak eden için parkurumuz aşağıda harita üzerinde görülebilir..Sevgilerimizle…BODEKA.

17mayis2014_09

Etkinlik Tarihi / Saati
17/05/2014 - 19/05/2014
06:00 - 18:00
Mekan
Şile
Harita
Harita yükleniyor...