Durusu bahar kampının izlenimlerini Sedat eğlenceli bir dille kaleme aldı 🙂

Boğaz’da, şehir içinde kürek çekmenin en önemli cezbedici yanı; şehir içinde iken şehrin bakir alanlarında gezebiliyor olmaktır. Paşabahçe’den Anadolu Kavağına kadar olan bölgede, kara tarafında insan ve araç sıkışıklığına dahil olmadan hemen hemen kimsenin ulaşamayacağı deniz alanında İstanbul’un saklı güzelliğini hissedebilmektir. İstanbul – Keçili bölgesine giderek, İstanbul gibi dünyanın en kalabalık metropolünde ıssız bir ada kıyısına çıkmış hissini elde edebilmektir.

BODEKA’nın İstanbul boğazında dışında da her sene gerçekleştirdiği şehir dışı etkinliklerinden biri olan Terkos gölü kenarındaki Durusu Kampı, bu sene 25-26 Mayıs tarihlerinde yapıldı. Bu etkinlikle birlikte, İstanbul içinde olduğu gibi İstanbul çevresinde de nadir kalmış bakir yerlerin en bakir alanlarında dolaşmak hedefleniyor yine. BODEKA takımı 10 kişiden oluşuyor bu sefer. Aydan Hanım, Büyük Başkan Senem, Hoş Sesli Armağan, Ters Elli Özgül, Ümran Abi, Zodiak Alper, Yakışıklı Mehmet, Full Equipment Emre, Yat Teknik Erol Bey ve Foto Sedat…Bu tür etkinliklerin başarılı ve iş bilir organizatörü Ümran Abi e-posta grubumuza attığı mesajla hemencecik tüm gezi programını çıkardı. Kamp nerede kurulacak, kayaklar nasıl taşınacak, kaçta buluşulacak, ne yenecek, ne zaman yenecek? Her eve lazım ve bir o kadar mütevazı ve yardımsever kişilik Ümran Abi…

Kamp yerine gidiş hazırlıkları sabahın erken saatlerinde yapılırken BODEKA’lı olmanın en çilekeş yanı ortaya çıkıyor. O da kayakların kamyona yüklenmesi, çıkarılması sonra kamp sonunda tekrar yüklenmesi sonra indirilmesi hele hele o kadar yorgun ve bir an önce eve kendinizi atmak istediğiniz anda o kayakların hepsinin yıkanması işlemleridir. O sıralarda neden buradayım der durursunuz kendinize…

Yaklaşık bir – bir buçuk saat yolculuktan ve aç başıboş köpekleri besleme molalarından (Emre, köpeği olmamasına rağmen bagajında aç başıboş köpekler için yem bulunduran gerçek bir hayırsever) sonra kamp yapacağımız Terkos Gölüne, bizi arazisinde misafir edecek Şemsettin Abinin yerine ulaştık…Süper insan Şemsettin Abi ..Ümran Abi’nin keşfi…Hiçbir karşılık beklemeksizin her konuda BODEKA’lılara yardımcı oldu. Yedirdi, içirdi…Kamp ateşimize odun buldu..Ama belki de en önemlisi sabahın erken saatlerinde tam ihtiyaç duyduğumuz anda kaçak çayla demlenmiş sıcacık çaylarımızı getirdi. Bize kalsa üçü bir arada bir kahve bile yapamazdık belkide..Sağolasın Şemsettin Abi..

Kayaklar indirildi hele şükür…Şimdi diğer sıkıntılı iş, çadırlar kurulacak…Bu konuda becerikli olan var..Olmayan var..Bilen var bilmeyen var…Aydan Hanım bilenlerden…Yılların kampçısı Aydan Hanım emektar çadırını kurarken, güya diğerleri yardım ediyor. Ama Aydan Hanım’ın işini zorlaştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Aydan Hanım tüm inceliği ile onları kırmamaya çalışıyor. Sonrasında yardım edenlere rağmen çadırını kuruyor. Darısı diğerlerinin başına….

Artık gezinin ana amacını gerçekleştirmeğe geldi sıra…Eskiden ceza olan şimdi moda olmaya başlayan KÜREK ÇEKMEK…Mayolar, can yelekleri, kayak etekleri giyildi…Güneş kremleri sürüldü. Şapkalar takıldı.. Yani giyinildi, süslenildi, takınıldı, takıştırıldı ve göle açılmaya hazırlanıldı. Kayaklar tek tek göl kenarına indirilerek, yavaş yavaş açılmaya da başlandı.

Belki de gezinin en heyecan verici anlarından biridir bu an…Suya inişte ilk kürek çekişler…Yavaş yavaş sizi kısıtlayan şeylerden kurtulup, özgürleştiğinizi hissetmek…Hele ilk defa kürek çektiğiniz bir yer ise ayrı tatlı bir heyecan doluyor içinizde…Bir de yeni kürek çekmeye başlayan kişiler var ise buna bir de korkuyu eklemek gerek…Grubun çömezi Sedat’ın hal ve hareketlerinden bunu okumak olası… O her ne kadar rahat görünmeye çalışsa da öyle değil aslında… Korkuyor..

Göl kenarında sazlıklar arasında dolaşıyoruz. Sular buralarda dingin… Ara sıra sazlıklar arasında zararsız su yılanları görenler oluyor. Başlarını su üstüne çıkarıyor ve kayak yaklaşınca hemen kaçışıyorlar. Hava güzel, etraf güzel, kayaklar birbirine yakın seyrediyor… Böylelikle kürek çekerken herkes birbiri ile sohbet de etme imkanı da buluyor.

Deniz üstü sohbetlerinin tadı bir başka…Şakalaşmalar, atışmalar gırla…Hatta bazen ikili derin sohbetlere bile girildiği görülüyor. Armağan ve Senem’in kahkahaları ve bıcır bıcır konuşmaları ise oldukça enteresan. Hem kürek çekiyorlar hem gülücükleri etrafı sarıyor…Göl kenarında rüzgarsız sularda sazlıklar arasında dolaşıyorlar. Belli ki ikisinin de sazlıklar içinden kürek çekerek geçmek çok hoşlarına gitmiş…Ne anlatıyorlar ve niye gülüyorlar birbirlerine bilinmez…Kadınların bu halleri genellikle dedikodu temelli söyleşiler olduğunu düşündürüyor insana ama günahlarını almamak lazım. Ama onlara bakınca bile bir gülümseme beliriyor insanların yüzünde. Bu sırada Büyük Başkan Senem Armağan’ın resimlerini de çekiyor…

Bir de aramızda ilk gün Zodiak Alper var…Adam BODEKA’nın yönetim kurulu üyesi ayrıca her türlü hesap kitap işlerinden sorumlu…Dernek içerisinde önemli bir insan yani… Fakat, adam yanında bir motorlu zodiak getirmiş. Tamamen dernek anlayışına ters bir davranış… Gölde devamlı motor gürültüsü yaparak kürekçilerin arasında dolaşıyor. Bir kaybolup bir beliriyor. Tam bir rahatsızlık kaynağı…çevre kirliliği anlayacağınız…Sanki güzelim yelkenliler arasında büyük kaba bir motor yat gibi aynı zamanda görüntü kirliliği…Tabi, tüm kürek çekenler yorulmaya başladıkça onun yerinde olma istekleri de yadsınamaz 🙂 Biraz da kıskançlık var esasında….

Terkos Gölü kampı ilan edildiği andan itibaren oldukça durgun bir suya sahip olduğu, dalga ve rüzgar olmadığı için son derece rahat kürek çekilebileceği söylenildi durdu. Fakat, tüm bunlar külliyen yalan çıktı. Özellikle ikinci gün sert bir rüzgar vardı ve gölü bir baştan bir başa geçerken gerek karşıdan gerekse yandan ciddi rüzgar yedik. Rüzgarlı bölgeye geçilirken bazıları için hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Özellikle grubun en çömezi Sedat, rüzgarlı bölgeyi en zor geçenlerden biri oldu. Diğerleri rüzgarsız bölgede en az yarım saat onu beklemek zorunda kaldılar. Sonrasında oldukça rahat kürek çekilebilen rüzgarsız bir alana geçildi. Yine muhabbetler, gülüşmeler eşliğinde sazlıklar arasında ilerlenirken birden, sanki şelale sesine benzeyen su sesleri duyulmaya başlandı. Burun dönüldüğü andan itibaren bunun yine göl sularına çarpan sert rüzgarın sesi olduğu anlaşıldı ve yine bir mücadele başladı. Artık tek bir gülüşme ve sohbet sesi duyamaz oluyorsunuz yalnızca yüzüne rüzgar yiyen kayakçıların karşı kıyıya geçme mücadelesi sırasında çıkan iniltiler yayılıyor etrafa…Bu işten tek hoşlanan ise Armağan…Karşı taraftan sert rüzgar yiyince o zaman kayak sürdüğünü hissediyor ve çok mutlu oluyormuş…Enteresan…Ama gerçek şu ki, zorlu parkurlardan sonra insan değişik bir haz alıyor. Esasında hepimizin içinde bir Armağan var ama bunu tek dillendiren Armağan’ın kendisi 🙂

Bu gezide bir de molalardan bahsetmek lazım. İki tür mola var. Birincisi su üstünde verilen molalar ki cidden çok ilginç. Kayaklar birbirlerine yanaşıyor ve kürekler ile birbirlerine sıfır mesafe kalacak kadar çekiyorlar. Yalnızca su içiliyor ve hoş bir muhabbet yapılıyor. Bazen yiyecekler bile yenilebiliyor. Bu molaları Terkos gölünde kimi zaman zorunluluktan (Sedat’ı beklerken) kimi zaman da ihtiyaçtan gerçekleştirdik. Bazen de etraf çok güzel olunca, çevrenin keyfini daha fazla özümsemek adına bu molalar kendiliğinden verildi.

İkincisi ise karada verilenler. Bu molalarda genellikle insanın ve yerleşimin hiç olmadığı yerler seçiliyor. Terkos’ta da karadan kimsenin ulaşmasının mümkün olmadığı bir yerde yemek molası verildi. Kayaklar karaya çekildi ve yiyecekler çıkarıldı. Ümran Abi’nin tavsiyeleri doğrultusunda konserve vardı. Bir de kahvaltı da arta kalanlar. Mehmet Bora da fıstık ezmesi getirmişti. Oldukça rağbet gördü. Armağan tarafından fıstık ezmesi fikri beğenilirken, ekmek arasına sabahtan kalan haşlanmış yumurtayı koyup yiyen Sedat oldukça bayağı bulundu. Özgül, Mehmet, Armağan ve Alper yemekten sonra gölde yüzerek, keyiflerini bir kat daha arttırdılar. Ya da giremeyenlere nispet yapıyorlardı. Bilinmez…

Bir de yılanlar mevzu var. Göl içerisinde hemen herkes su yılanlarını gördü. Ümran Abi tarafından kesinlikle zararsız olduğu söylenmesine rağmen yine de psikolojik olarak bir rahatsızlık kaynağı oldu maalesef. Bu konuda en rahat Sedat gözüküyordu. Kendisi, yılanların zararlı olup olmadığını sormaktan ziyade yenilip yenilmediği konusunda sorular yöneltiliyordu. Mola bitiminde her nedense birisi, kayakları kontrol edilmesini, kayak etekleri kapatılmadan kayağın içerisine kurbağa yılan gibi bir mahlukatın girip girmediğinden emin olunması gerektiğini söyledi. Anlaşılan o ki, bu durum Özgül’de bir etki bıraktı. Mola sonrası kürek çekmeye başladıktan yaklaşık 15 dakika sonra Özgül’ün çığlıkları Terkos gölünü inletti. İddia ise kayağın içerisine bir yılanın girip kendisini ısırdığı idi. Tabi ki öyle bir şey olmadığı anlaşıldı. Ya bir sinek ısırığı idi ya da tamamen psikolojik bir yanılsamaydı.

Gündüz kürek çektikten sonra akşam ise tabi ki kamp yerinde mangal vardı. Klasik menü; köfte ve sucuk. Ama Ümran Abi onları öyle güzel pişirdi ki, inanılmaz lezzetliydi. Sonrasında ise kamp ateşi etrafında ve gece geç saatlere kadar muhabbet… Kamp yerinde dolunayın doğuşunu seyrederek romantik takılan Senem, Mehmet, Aydan gibiler varken, kimi zaman sıkıcı dernek konuşmaları da olmuyor değildi. BODEKA’nın bu gibi etkinliklerde çok tecrübeli olduğu her bir kişinin çadırlarının lokasyonunu belirlemesinden de anlaşıldı. Çadırların yeri ne haremlik – selamlık olarak ne de manzaralı veya manzarasız olarak ayrıldı. Tamamen ayrım horlayanlar ve horlamayanlar olarak belirlendi ve bunun ne kadar isabetli olduğu gecenin ilerleyen saatlerinde anlaşıldı!

Alper’in gecenin bir yarısında yaklaşan başıboş bir köpeğe hırlıyor diye hızlıca yerinden kalkıp saldırması ve hayvan korkup kaçtıktan sonra hırlama seslerinin devam ettiğinin fark edilmesi üzerine hayvanın masum olduğunun, hırlama seslerinin de horlama olduğu ve çeşitli çadırlardan geldiğinin anlaşılması üzerine çadır yerleşimin ne kadar sağlıklı yapıldığının test edilmesini sağladı. Sonuç olarak çok ama çok güzel bir kamp gezisi bu şekilde yaşandı ve tamamlandı. Artık toparlanma ve dönme zamanı gelmişti. Ekip tamamen yorgun, terli, saç baş dağınık ama çok mutlu halde idi. Darısı gelecek güzel gezilere diyelim…

Yazan Sedat Kurdoglu

Etkinlik Fotoğraf Albümü için Tıklayınız

Etkinlik Tarihi / Saati
25/05/2013 - 26/05/2013
06:00 - 20:00
Harita
Harita yükleniyor...