3-4 Kasım tarihlerinde Durusu turunu 6 Bodekalı katılımı ile gerçekleştirdik. Bu heyecan verici gezi için tüm katıımcılar izlenimlerini aktardı ve etkinlik yazımız ilk defa herkesin gözünden kaleminden paylaşılmış oldu. Fotoğraflar ise Alper’den.

VOLKAN KAYA

3-4 Kasım’da önceden planladığımız gibi Durusu (Terkos) Gölü’ne gidip kamplı bir etkinlik yaptık. Bundan iki yıl önce planladığımız etkinliği ancak şimdi hayata geçirme fırsatı bulmuş olmamız işin farklı bir heyecanıydı. Fakat yaşadığımız tecrübe bize şunu gösterdi ki bir gölde kürek çekmek gerçekten değişik bir keyif ve tecrübeymiş, bundan da büyük heyecan duyduk.
Flora ve fauna daha farklı, su şartları daha farklı… vs.
Gölün belli yerlerine araçla erişilebiliyor fakat büyük kısmına araçla erişim yok, yani oldukça büyük olan göl bakir bir alan diyebiliriz, bu anlamda şahsen benim tam da aradığım şeydi. Kamp yerimiz, Ümran Abi’nin bir arkadaşının arkadaşının yeriydi, sağolsun bizimle ilgilendi ve çadırlarımızın vs güvenliğini de sağlamış oldu.

Etkinliği başından sonuna organize eden Ümran Abi’ye, bize yol gösteren Yusuf’a, bizi ağırlayan Şemsettin Abi’ye, bizi Paşabahçe’den Durusu’ya arabasıyla taşıyan Alper’e, çaylar için Senem’e, “Kasım’da Aşk Başkadır” deyişini kampımıza kattığı için de Özgül’e teşekkür ederim 🙂

Durusu’da ilerleyen zamanlarda farklı etkinlikler yapacağımızı sanıyorum.
Umarım bu keyfi birlikte tekrar tadarız.

ALPER HEPGÜR

3 Kasım günü saat 10.30 da Durusu da olduk. Ümran bizi hafta boyunca yağmur diye korkutsa da hava pek onun korkutmasına oralı olmamış ve yaz dan birgün gibi günlük güneşlikti.

Kampa geldiğimizde bizi Şemsettin abi büyük bir misavirperverlikle karşıladılar ve bu misavirperverlik kamp boyunca devam etti.

Ardından Ümran ın telefonundan süpriz bir arama geldi arayan İski deki personeldi bizim nerede olduğumuzu görüp incelemek istemiş yarım saat sonra bizleri buldular. Kayaklarımızın fotoğraflarını çekip gittiler Memurlardan biri sürekli bize büyük cesaret diyip duruyordu aklıma çocukluğumda bir mit olan Canavar Turna balığı hikayesi aklıma geldi 🙂 bu arada söylediklerine göre 2009 yılından itibaren herhangi bir aracı el koyma hakları yokmuş bu arada.

Kampımızı kurduktan sonra asıl sebebimiz olan Durusu’da kürek çekmeye başladık.

Suya ilk indiğimizde Elvis de herhalde bizle geleceğini düşünerek peşimize takıldı bereket yorulup geri döndü Kayaklara Elvis için yer yapmak fikri kamp boyunca kafamda çeşitli zihni sinir projelerini oluşturdu ama Özgül ve Senem Elvis in uslu durmayacağını hatırlatarak benim projelerimi sonlandırdılar.

İlk gezimizde gölün kuzeyine doğru yol aldık amacımız denizi görmekti güzel bir seyrimizden sonra denize en yakın noktaya geldik ancak o kadar sazlıktı ki ve sazlıklardan sıyrılıp denize ulaşmak imkansızdı ve giderken farkettiğimiz tam molalık bir yer bulduk ve öğlen yemeğimizi orda yedik ve gayet güzel bir yemek ardından sıcak bir çayla molamızı sonlandırdık ve dönüş yoluna çıktık dönüş yolunda arkamızdan inceden bir rüzgarla kamp alanımıza doğru devam ettik kamp alanımız tam güneşin battığı noktaya geliyordu ve adeta güneşe doğru yol aldık Bizi Elvis koşarak karşıladı.

Akşam geziden sonra Ümran, Yusuf ve Şemsettin abi mangal için şehre alışverişe gittikerinde kalan ekip kendini Durusunun harika sessiz atmosferinde güneşi batırdık. İstanbul a bu kadar yakın ama bu kadar sessiz bir yer gerçekten müthiş. Hatta muhabbet konumuz bir ara mükemmel sessizliğe ulaşma şekli idi.

Ümranlar geldiklerinde hemen mangala giriştik gayet güzel bir akşam yemeğinin ardından güzel bir kamp sohbeti yaptık. Ancak benim hem çadırım hem de uyku tulumum yazlık olduğundan bütün kıyafetlerimi giymek zorunda kaldım ve bu sayede üşümedim ama sabah kalktığımda Özgül ün bana Lahana gibi olmuşsun takılmasıyla kendime geldim :).

Sabah bol bol sucuklu güzel bir kahvaltıdan sonra tekrar yola koyulduktuk. Ümran daha evvel gayet iyi çalışmış ve bizi bu sefer gölün doğusuna doğru bir seyre yönlendirdi güzel bir seyirdi ardından öğle yemeği için çok güzel bir sahili seçtik ve bu sahil bize bir süpriz hazırladığının kimsenin haberi yoktu. yemek için hazırlanmak üzereydik masamızı evet masa dedim çünkü bizden evvel gelenler orada çok hoş taştan masa yapmışlar ama süpriz Ümranın buldukları idi Ümran inanılmaz bir minyatürlükte ama tatları güzel olan kavun ve karpuz bulup taş masamıza getirdi tatları çok güzeldi. ardından dönüş yoluna geçtik hepimiz bu göl den o kadar keyif almışdıkki olağan seyrimizden daha yavaş gittik adeta bitmesini istemedik.

Eşyalarımızı topladıktan sonra artık dönüş yoluna çıktık ve İstanbul trafiğine girince 2 günlük rüyamızdan uyandık.

ÖZGÜL ŞEN

Gölde kürek çekmek gerçekten farklı bir deneyimmiş. göl için Volkanın “brokoli çorbası” benzetmesi kadar uygun bir benzetme düşünemiyorum. çorbanın kıvamının farklı bölgelerde farklılaştığını belirtmeliyim, hatta zaman zaman tane şeklinde brokolilere bile rastlamak mümkün. özellikle ilk gün Karadeniz’e çıkışı bulmak amacıyla yanaştığımız gölün kuzey kısmında bir sazlık alan vardı ki, sukuneti, sudaki yansımaları ve brokoli parçacıkları, kuş cıvıltıları ve bol miktardaki sazlıklarıyla, orada geçirdiğim birkaç dakika sanırım beynime kazındı, çıkmayacak aklımdan…

Daha vardığımızda, İstanbulun ne kadar uzağında olduğumuzu anlamıştık. uzun zamandır bu kadar bakir bir doğanın içinde bulunmamıştım. akşam olup karanlık çökünce, ne kadar izole bir yerde olduğumuz daha net anladık, çünkü elektrik sistemi yok. göl üzerine sis inmeden gördüğümüz yıldızlar harikaydı. gece ilerledikçe sis yoğunlaştı, yağmur yağmadı ama sis durmadan “yağdı” üzerimize. sislerin altında ateş yakmak harikaydı. bazı kıyafetlerimi yıkamadım, koklayıp duruyorum.

Göl deyip geçmeyin, orada kürek çektiğimiz zaman boyunca kuzeyden esen rüzgar sayesinde sanırım, sürekli kuzeyden gelen bir akıntı vardı. bu da dönüş yolculuğunda zaman zaman kürek çekmeden “akma”nın keyfini çıkardım. genelde de ağzım kulaklarımdaydı zaten.

Kamp alanımız gölün güneybatı kısmında yer alıyordu. ilk gün akşam, gün batımına doğru kürek çekmek m u h t e ş e m d i. trt3’te resim yapmayı öğreten şu amca vardı ya, Bob Ross, onun tablolarının içinde kürek çeker gibiydik. suyun rengi gökkuşağı renklerini tersten takip ederek renk değiştirdi, mor ışıklarla birlikte kamp alanımıza varmıştık.

Hayat sürprizlerle dolu gerçekten. bu gezintinin keyifli olacağını biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum açıkçası. hatta kampa katılan tüm arkadaşların ortak fikri bu. istanbula bu kadar yakın ve bu kadar uzak böyle bir yer keşfettiğimiz için mutluyum. daha neler, ne sürprizler var bu dünyada dedirtiyor insana böyle deneyimler.

Sanki vücudumun değişik yerlerinde yerleşmiş sıkıntı, stres ya da adına ne derseniz deyin, olumsuz zerrecikler civa damlaları gibi birleşti, ve aktı gitti damarlarından. pamuk gibi bir insanım artık 🙂 ve daha önce de belirttiğim gibi Kasımda kamp başkadır!

ÜMRAN BİRDOĞDU

Şemsettin Abim (benden 2 yaş küçük) gerçek bir abiydi gerçekten. Göl-kamp-yemek,içme-hava çok güzeldi.Fakat esas olan Şemsettin Abiydi :)) Hiçbir şekilde maddiyatla işi gücü olmayıp, sadece insanların memnuniyeti üstüne odaklanmış yemeyip-yediren ,içmeyip – içirten bir baba o.
Sabah çadırlaımızda bizi uyandıran,çayımızı yumurtamızı hazırlamış bir adam o.
6 yumurta yapmıştı bize ve biz sadece 2 sini yedik ,4ünü öğle için yanımıza aldık.Bir gece önce kendisinin 18 yumurtayı yağa kırıp, nasıl 2 ekmekle yediğini anlatırken, bende ona tabiki yenge senden uzakta köyde durur demiştim:))
6 kişi sadece 2 yumurta yiyince” hıhhh ” dedi ,sizden bişi olmaz gibilerden :((
İçkiyi bırakmış.Birgün kızı Kola sanmış Şemsettin Abinin Şarbını babasına çok kızmış bu ne ? diye ogün bugün içmemiş hiç.
Bir baba şevkatiyle akşam mangal partisinde zorla 1 köfte (onlarıda kendi pişirdi bize) zorla ,sabahta bir sucuk dilimini yine zorla yedi,ıssrarlarımızla.O Anlattığı hikayeleri, anılarıyla,babalığıyla İSKİ trafından heykeli dikilecek adam Durusuya.
Dün benide aradı tel. ile ” Biz gecici değil,daimiyiz” dedi.
Güler yüzün solmasın Semsettin Abim.

SENEM YERLİ

Göl Saatleri

3-4 Kasım tarihlerinde blog yazarlarından ben, Ümran ve Özgül ile Bodeka’dan 3 arkadaşımızla yıllardır planladığımız Durusu turunu gerçekleştirdik. İstanbul’a bu kadar yakın ama bu kadar bakir kalabilmiş bir yer daha var mı bilmiyorum ama yeni havaalanı çok yakınlarında konumlandığına göre bir kaç seneye kadar burayı da “eskiden buralar ormandı, göldü, bu siteler yoktu” şeklinde anıyor olabiliriz….
Ama belki de bu kadar karamsar olmaya gerek yoktur. Biz oraya sabah vardığımızda çevre koruma görevlileri gelip kampımızı
ziyaret ettiler, bizim sadece haftasonu kısa bir kano etkinliği için orada olduğumuzu öğrenince rahatladılar. Çünkü Durusu İstanbul’un sayılı su havzalarından biri, yapılaşma ve yerleşim yasaklanmış durumda. Görevliler bizim oraya yerleşme amacında olmadığımızı, kanolarımızın bisiklet gibi en çevreci araçlardan biri olduğundan emin olunca dostça vedalaştılar ve bizi göl ile
başbaşa bıraktılar.
Daha önce gölde kürek çekmemiştik ve açıkçası ben pek ilgi çekici bulmuyordum gölleri. Deniz gibi hareketli, heyecan ve adrenalin dolu bir dünyadan sonra göl, sessiz ve kapalı bir doğa parçasını çağrıştırıyordu. Durusu ise büyük ve geniş uzantıları olan bir göl, çevrenindeki sazlıklar, ormanlar ve kıyılardaki katmanlı kaya oluşumları ile ilgiyi hep canlı tutuyor. Üstelik sonbaharın kahverengi ve sarı renkleri, zayıf güneş ışımları ve uçuk mavi göğü ile doğa uykuya hazırlandığını ilan ediyor.
İki gün gölün Kuzey kıyılarını keşfettik, parlak yeşil yosun izlerini, nilüferleri ve gölün durgun suyu üzerinde günün değişik saatlarinde oluşan ışık oyunlarını izledik. Göl akşamında önce yıldızlı gece göğü sonra aniden iniveren sis altındaydık. Göl sisten yumuşak yorganınıdan sabahın ileri saatlerine kadar sıyrılmadı. Yükselen güneş sanki bulutsu örtüyü bizim kıyımızdan tutup karşı kıyıya doğru kaldırdı.
Şimdi ilkyaz renkleri ile gölü hayal ediyoruz, doğanın canlandığı göl saatlerinde….

Etkinlik Fotoğraf Albümü için Tıklayınız

Etkinlik Tarihi / Saati
03/11/2012 - 04/11/2012
06:00 - 15:00
Harita
Harita yükleniyor...